Merhaba değerli Ototamirservisi okuyucuları. Bu yazımızda “Kapalıçarşıdan ne alınır” hakkında faydalı bilgiler bulabilirsiniz.
Kapalıçarşı’ya İlk Adım: İçimdeki Çocuk ve Kalabalığın Gürültüsü
İstanbul’a her gelişimde içimde tuhaf bir şey oluyor. Sanki Kayseri’de bıraktığım o sakin, kontrollü hayat bir anda gevşiyor. Bu sefer de öyle oldu. Otobüsten indiğimde hava nemliydi, yüzüme çarpan rüzgâr bile aceleciydi. Ama ben acele etmiyordum. Çünkü aklımda tek bir yer vardı: Kapalıçarşı.
Kapalıçarşı
Kapıdan içeri girerken hissettiğim şeyi kelimelere dökmek zor. Sanki bir tarih kitabının içine düşmüş gibiyim ama sayfalar sabit değil, hepsi hareket ediyor. İnsan sesleri, altın parıltıları, baharat kokuları… Hepsi birbirine karışıyor.
Ve en tuhafı şu: kalabalığın içinde yalnız hissetmiyorum, ama aynı zamanda kendime de çok yakınım. İçimde sakladığım ne varsa sanki burada daha görünür.
Kayseri’den taşıdığım sessizlik ve burada kaybolan yönüm
Ben Kayseri’de yaşayan 25 yaşında biriyim. Günlük tutarım. Çok fazla konuşmam ama çok düşünürüm. O yüzden böyle yerlere gelince iç sesim daha çok bağırır.
Kapalıçarşı’nın içine adım attığımda ilk düşündüğüm şey şu oldu:
“Burada insan gerçekten ne alır?”
Çünkü vitrinler dolu. Altınlar, halılar, takılar, baharatlar… Ama mesele sadece bir şey almak değil. Mesele, insanın ne aradığını bilmesi.
Ve ben açıkçası hiçbir şey aramadığımı sanıyordum. Ta ki o ana kadar.
Kapalıçarşıdan ne alınır? Sorunun kendisi bile ağır
İlk başta bu soruyu çok basit sanmıştım: Kapalıçarşıdan ne alınır? Hediyelik eşya, takı, belki birkaç hatıra… Ama oraya girdikten sonra anladım ki bu soru aslında insanın kendine sorduğu bir şeymiş.
Çünkü her dükkân başka bir ihtiyaca dokunuyor.
Bir tezgahta parlayan bilezikler var, “beni seç” der gibi. Bir diğerinde eski İstanbul kokan kahve fincanları… Bir köşede el dokuması halılar, sanki yere değil de geçmişe seriliyor.
Ve ben yürüdükçe içimde bir şey değişti. Sanki ne alacağım değil, neyi hatırlamak istediğim önemliydi.
İlk durak: bir kuyumcu ve yarım kalan bir cümle
Bir kuyumcunun önünde durdum. Camın arkasında altınlar ışığı kırıyordu. Satıcı bana baktı, “bakmak ister misin?” dedi.
Başımı salladım ama içimden “aslında evet ama neye bakacağımı bilmiyorum” dedim.
Bir bileklik elime aldım. Ağırlığı şaşırttı beni. Hafif sanmıştım ama değilmiş. O an düşündüm: İnsan ilişkileri de böyle mi? Dışarıdan hafif görünen şeyler aslında ağır mı?
Almadım. Ama oradan ayrılırken içimde küçük bir hayal kırıklığı vardı. Sanki bir şey kaçırmışım gibi.
Baharat kokuları arasında kaybolmak
Biraz ilerleyince hava değişti. Tarçın, karanfil, sumak… Hepsi aynı anda burnuma doldu.
Bir dükkâna girdim. Renkler o kadar yoğundu ki gözüm yoruldu. Tezgahta duran adam bana küçük bir kâğıt verdi, içine baharat koydu.
“Bunu açınca evin kokar” dedi.
O an “ev” kelimesi içimde yankılandı. Kayseri’deki odam geldi aklıma. Masam, yarım kalan defterim, duvarda asılı eski bir fotoğraf.
Kapalıçarşıdan ne alınır diye düşünürken aslında biraz da “kendine ne götürürsün” sorusuna dönüştü bu.
Bir paket baharat aldım. Küçük, basit bir şey. Ama içimde garip bir umut bıraktı.
Kalabalığın içinde küçük bir yalnızlık molası
Okumaya Değer: Kapalı çarşı'nın kaç giriş kapısı var ?
Bir köşeye çekildim. İnsanlar akıyordu. Herkes bir yere yetişiyor gibiydi. Ben ise sanki hiçbir yere ait değilmişim gibi duruyordum.
O an fark ettim: Kapalıçarşı sadece alışveriş yeri değil, insanların kendi iç sesleriyle çarpıştığı bir yer.
Bir kadın yanımdan geçti, elinde küçük bir kutu vardı. Gülümsüyordu. Ne aldığını bilmiyorum ama o an onun mutluluğu bana bulaştı.
Kısa süreli de olsa.
Halıların arasında bir çocukluk hatırası
Bir halıcıya girdim. Yerde serili desenler gözümün içine bakıyordu sanki. Her biri farklı bir hikâye anlatıyor gibiydi.
Satıcı halının birini kaldırdı. “Buna dokun” dedi.
Dokundum.
Ve bir anda çocukluğum geldi aklıma. Kayseri’de dedemin evindeki eski kilim. Üzerinde oturduğumuz, oyun oynadığımız, bazen uyuyakaldığımız o sıcak yer.
Bir an boğazım düğümlendi.
O halıyı almadım. Ama orada uzun süre kaldım. Çünkü bazı şeyler satın alınmaz, sadece hatırlanır.
Kapalıçarşıdan ne alınır? Belki de hatıra
Yürürken sürekli aynı soru dönüp duruyordu kafamda: Kapalıçarşıdan ne alınır?
Bir dükkânda gümüş yüzükler, diğerinde nazar boncukları, bir başka yerde eski paralar…
Ama fark ettim ki insanlar aslında nesne almıyor. İnsanlar his alıyor.
Ben de öyle yaptım.
Küçük bir gümüş yüzük aldım. Çok pahalı değildi. Ama bana şunu hissettirdi: “Bir yerden geçtin ve değiştin.”
Ototamirservisi sayfamızı ziyaret ettiğiniz için teşekkürler. “Kapalıçarşıdan ne alınır” hakkındaki düşüncelerinizi bizimle paylaşın!
Akşamüstü ve içimde büyüyen sessizlik
Kapalıçarşı’dan çıkarken hava yavaş yavaş kararıyordu. İstanbul’un ışıkları açılmıştı. Ama içimde tuhaf bir sakinlik vardı.
Kapalıçarşı
Sanki orada geçirdiğim saatler beni biraz daha kendime yaklaştırmıştı.
Otobüse doğru yürürken cebimdeki küçük paketlere dokundum: baharat, gümüş yüzük ve kelimelere dökemediğim birkaç his.
Kayseri’ye döndüğümde bu eşyalar bana sadece “ne aldığımı” değil, “nerede değiştiğimi” hatırlatacaktı.
Son düşünce: Aslında alınan şey insanın kendisi
Şimdi geriye dönüp baktığımda şunu daha net görüyorum.
Kapalıçarşıdan ne alınır sorusu aslında yanlış bir soru değil. Sadece eksik.
Çünkü oradan alınan şeyler sadece nesne değil. Bir anı, bir duygu, bazen de içe gömülmüş bir özlem.
Ben oradan dönerken elim dolu değildi belki ama içim fazlasıyla doluydu.
Ve bunu ilk kez bu kadar net hissettim: İnsan bazen bir yere bir şey almak için değil, kendini biraz daha anlamak için gider.