İçeriğe geç

Delirme korkusu nedir ?

Delirme Korkusu: İçimdeki Çığlık

Kayseri’nin soğuk akşamları var. Sıcak bir çayın elimi ısıtmasına, dışarıda kara bulutların gökyüzünü kaplamasına birkaç adım mesafede, eski odama doğru yürürken, içimde bir korku büyür. O kadar yakın hissediyorum ki, bazen içimde bir yabancı var gibi. O yabancı, zaman zaman kendimi tanıyamadığım bir noktada bulmamı sağlıyor. Bu korku, delirme korkusudur. Delirme korkusu nedir? diye soranlara, belki de anlatabileceğim bir hikâye vardır.

Yavaşça Yıkılmak

Hikâyem, birkaç yıl önce başladı. O zamanlar daha gençtim; 21 yaşlarımdaydım. Kayseri’nin dar sokaklarında, sabahları kalabalığın içinde kaybolan biri gibi hissediyordum. Kimseyi tanımıyordum ama bir şekilde kendimi birilerine anlatmak, birinin beni gerçekten anlamasını istemek en büyük ihtiyacım haline gelmişti. Okuldan gelen sorular, ailesinin ve arkadaşlarının “Ne yapıyorsun, geleceğin ne olacak?” gibi beklentileri arasında, o kadar çok kaybolmuştum ki, içimdeki sıkıntıyı kimseye anlatamadım.

Bir gün, yalnız başıma otururken, zihnimde bir şeyler kırılmaya başladı. Sanki, hayatımda bir şeyler doğru gitmiyordu ama ne olduğunu anlamıyordum. O anlarda bir boşluk vardı, sanki zaman yavaşlıyordu ve her şeyin kendine çekiş yaptığı, akışın değiştiği bir an vardı. “Bunu kimseye söylememeliyim, ya delireceksem?” diye düşünerek bir an panikledim. O an delirme korkusu bende bir ateş gibi yayıldı. Akşamları uyandığımda, vücudumda bir boşluk hissi, zihnimde sürekli yankı yapan sesler vardı. “Delirdim mi?” diye düşünürken, kendimi sağlıklı hissetmeye çalışıyordum ama artık ne hissettiğimi bilmiyordum.

İçimdeki Çığlık

Delirme korkusu, en çok da bir insanın iç dünyasında, kendini anlamsız bir boşluğa sürüklerken kendini hissettiği bir duygudur. Bunu anlamak, içindeki o çığlığı duyabilmek bir halden bir hale geçiyor. Bazen çok gülünç geliyor, bazen ise bir kabus gibi geliyor. O dönemde, bir arkadaşımla çokça sohbet ediyorduk, onunla konuştuğumda, “Gerçekten delirmiyorum, değil mi?” diye birkaç kez sormuştum. Hatta ona, “Zihnimin duvarları arası, bambaşka bir dünyaya dönüşüyor ve ben bunu istesem de engelleyemiyorum.” demiştim.

Ama o da bana şöyle demişti: “Korkma, herkesin kafasında bir yıkım vardır. Kimi bunu fark eder, kimi etmez. Herkesin bir deli yanı vardır, senin fark ettiğin, bir başlangıçtır aslında.”

Onun bu cümlesi beni bir nebze rahatlattı. Ama her gece, o kaybolmuş anlar ve kafamdaki kargaşa beni yine bir korkuya sürüklüyordu.

Korkunun Anlamı

Peki, delirme korkusu nedir? Bazen insan, bir zamanlar bildiği her şeyi kaybetmekten, bir noktada kendisini kaybetmekten korkar. Kendi benliğini kaybetmekten korkmak, insanın aslında en büyük savaşıdır. Korkmak, korktuğunda hissettiğin yalnızlık duygusu, zihnin içinde sadece seninle olmanın verdiği bir ağırlıktır. Birinin seni anlamayacağını düşünürsün. Birinin o korkuyu senin yerine yaşamadığını, anlamadığını hissedersin. O yüzden belki de korku, diğerlerinden uzaklaşmaya başladığında daha büyür.

O korkuyu sevdiklerime hiç anlatamıyordum. Hani bazen anlatmaya çalıştığında, kelimeler tıkanıp kalır ya; işte o kadarını yaşadım. Çünkü delirme korkusu, anlaşılmadığında daha da büyür, çünkü o duyguyu kelimelere dökmek imkansızdır. Birinden anlayış beklemek, belki de bir zamanlar kaybettiğim bir şeyi geri istemek gibiydi.

Kendini Bulma Süreci

Bir süre sonra, bu korku büyüdükçe büyüdü. Ama sonunda fark ettim ki, aslında delirme korkusu, insanın kendine karşı sahip olduğu güvensizlikten doğuyor. Kimsenin, bazen kendi düşüncelerini ne kadar iyi kontrol edebileceği hakkında bir garantisi yoktur. Herkesin bir noktada delirebileceği bir an vardır, ama o anı yakalamak, o anın ne olduğunu fark edebilmek çok önemlidir. Çünkü belki de, delirmediğimizde biz, en çok kendimizi kaybediyoruz.

İçimdeki bu kaybolmuşluğu kabul ettiğimde, delirme korkusunun daha az etkili olduğunu fark ettim. Bir zamanlar sık sık gözlerimin ta içine bakarak, ne kadar hayal kırıklığına uğradığımı düşündüm. Ama sonra, o hayal kırıklığının beni tekrar hayata döndürdüğünü fark ettim. Çünkü kendi içimde bir şeyleri yeniden inşa edebilmem için önce yıkmam gerekiyordu.

Beni Tanıyabilen Birine İhtiyacım Var mı?

Şimdi, bir kahve içiyorum. Kayseri’nin soğuk akşamında, hayatıma dair soruların yavaşça ardında kaybolduğunu hissediyorum. Ama bir yandan da soruyorum: “Beni anlamak, birinin bana gerçekten yakın olması yeterli olur mu?” Belki de yalnızlık, insanın kendini en iyi tanıdığı andır. Ama yine de, birinin sana gerçekten yakın olabileceği düşüncesi, bazen seni en iyi hisseden şeylerden birisi olur.

Delirme korkusunun anlamını kavrayabilmek için, bazen ne kadar kaybolduğuna odaklanmak gerekir. Çünkü o kayboluş, aslında seni bulma sürecin olacaktır. Korkularını fark etmek, onlara alışmak, belki de daha önce hiç tanımadığın birine dönüşmek demekti. Bu yazı, sadece bir anı değil, bir keşif, bir yüzleşme, bir çözüm arayışıdır.

Bugün, delirme korkusunun sadece içimdeki bir düşünce olduğunu, bazen herkesin bu korkuyu hissettiğini kabul ediyorum. Korkmak, asla yalnız değilsin demektir. Korktuğunda, belki de en yakın olduğun yerdesindir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort deneme bonusu veren siteler
Sitemap
ilbet casino